YÛNUS EMRE'DE BİRLİK VE BERABERLİK
"Yûnus'un gönlü¸ bütün insanlığı kucaklayan müthiş bir sevgi çağlayanıdır. İster ki bütün insanlar mesut olsun. İnsan sevgisinin kaynağı ise sonsuz bir volkan gibi¸ içinde coşup patlayan Allah aşkıdır."

Ben gelmedim da'vî için

Beni işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim

Bugün dünyanın dört bir yanı kaynayan kazan gibi�Zayıf buldukları ülkelere bir taraftan sıcak diğer taraftan gizli ve sinsi emellerle soğuk savaş uygulayan güçlü devletlere ve genelde bütün insanlığa Yûnus'un bu dörtlüğü¸ asırlar öncesinden verilmiş ulvî bir insanlık mesajıdır.

Tarihçiler Anadolu'nun fethi için 1071'i gösterirler. Anadolu 1071'de coğrafî olarak fethedilmiştir¸ fakat Anadolu'daki her kale ayrı ayrı destanları yazılarak fethedilir. Anadolu¸ Türk akıncılarının silahzoruyla alınmadı. Türklük ve İslâm imanından yoksun gönüller Yûnusların¸ Mevlânâların¸ Hacı Bektaşların fikir ve felsefe zenginlikleriyle doldurula doldurula alındı. Onların çağrıları¸ paslı gönüller için birer billur kaynak oldu. Anadolu onların sayesinde yavaş yavaş fakat kuvvetle Türkleşti¸ kuvvetle İslâmlaştı. Bundan sonra da ulaşabildiği her yere aldığı bu kimliğin mührünü vurdu.

Yûnus'un yaşadığı 13. asır Anadolu tarihi için hiç de iç açıcı değildir. Anadolu hayli yorgun¸ çetin bir hareketlilik içindedir. Batıdan gelen ve yıllar süren Haçlı seferleri Anadolu'yu perişan etmiş¸ Doğudan gelen Moğol saldırıları ise ortalığı karıştırmış¸ Selçuklu Devleti beyliklere ayrılmış¸ merkezî yönetim zayıflamıştır. Vergiler artmış¸ savaşlar¸ başkaldırmalar¸ bölünmeler ülkeyi 13. asırda zor durumda bırakmıştı.

Bu kargaşa içinde her şeye rağmen fetih hareketlerinin devam etmesi gerekiyordu. Yani Anadolu'nun Türkleşmesi¸ İslâmlaşması hareketi� Anadolu'da bulunan gayrimüslimlerin yansıra Asya'dan göç ederek Anadolu'ya yerleşen Türklerin birçoğu Arapça¸ Farsça bilmiyor¸ dolayısıyla İslâm'ı iyice öğrenemiyorlardı. Hâlbuki ileride İslâm'ın bayraktarlığını yapacak olan Türklerin bu dini iyice tanımaları gerekiyordu. Nitekim öteden bu noktada Türk milleti¸ çevresinde toplandığı tarikatlardan faydalanma yollarını aradı.Ahmed Fakih¸ Şeyyad Hamza¸ Sultan Veled gibi bir kısım şairler Türkçe yazdıkları şiirlerle¸ nesirlerle¸ halkı aydınlatmaya çalışıyorlardı. Yûnus Emre¸ işte böyle bir kültür potasında yetişti.

Yûnus Emre'nin Kur'an-ı Kerim'i anlayacak kadar Arapça¸ Mevlânâ'yı anlayacak kadar da Farsça bildiği muhakkaktır. Yazdığı şiirlere baktığımız zaman onları bir ayet¸ bir hadis tercümesi şeklinde değerlendirebiliriz. Bir misal olması açısından onun şu mısralarına bakalım:

Ben bir kitap okudum kalem anı yazmadı

Mürekkep eyler isem yetmeye yedi deniz

Kehf Suresi¸ 109. Ayet: De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi¸ Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir

Nitekim ben beni bildim

Yakîn bil kim Hakk'ı buldum

Korkum onu buluncaydı

Şimdi korkudan kurtuldum

Hadis-i Şerif: Kendini bilen Rabbini de bilir.

Dost sureti gözgüdür

Bakan kendi yüzün görür

Hadis-i Şerif: Mümin¸ müminin aynasıdır.

Bu örnekler o kadar çok ki� Bu şiirler bir tesadüf sonucu ayetlere¸ hadislere benzerlik göstermemektedir. Yûnus'un da asıl maksadı şiirde bir üstad olmak değildir. Anadolu insanının aydınlatılması ve onları Türkleştirme ve İslâmlaştırma idealidir.

O¸ insanlığa şiir sanatını araç edinmek suretiyle insanlara rehber olmuş bir derviştir.

Ben gelmedim da'vî için

Beni işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim

Sevginin sıcaklığı ile kendinden geçip¸ benliğini sevgi denizinde eriterek¸ alev alev yakan Yûnus¸ Allah'ın evi olan gönülleri yapmak¸ kırılanları tamir etmek için yaratıldığını söyler.Yûnus'un gönlü¸ bütün insanlığı kucaklayan müthiş bir sevgi çağlayanıdır. İster ki bütün insanlar mesut olsun. İnsan sevgisinin kaynağı ise sonsuz bir volkan gibi¸ içinde coşup patlayan Allah aşkıdır. Ne kadar açık söyler yaratılmışları Yaratıcısından dolayı sevdiğini¸ yani sevgisinin asıl kaynağını:

Yaratılmışı severiz/ Yaratandan ötürü

Yûnus¸ yüreğindeki sevgiyi yalnız Allah'a yöneltirken Allah'ın isimlerine mazhar olan bütün yaratılmışları da sevmiştir:

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Halka müderris olsa hakikatte âsîdir

Ona göre değil cümle âlemi¸ kendi öz kardeşini bile kardeş görmeyen insanlar Hakk'ı gerçekten sevemez:

Hakk'ı gerçek sevenlere

Cümle âlem kardeş gelir

İnsanlar arasındaki sevgi ölçüsü Peygamberimizin (s.a.v.) dilinde ne güzel ifade bulmuştur: "Kendin için istediğini¸ mümin kardeşin için de istemedikçe hakiki mümin olamazsın." Bunun Yûnus'taki ifadesi şöyledir:

Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san

O¸ gönül almayı¸ gönle girmeyi¸ gönül vermeyi¸ gönül yapmayı düstur edinmiş bir âşıktır. Pekiyi nedir bu gönül? Nedir bu Yûnus'un yüceltip durduğu¸ kırılması hâlinde ibadetleri bile değersizleştiren gönül?

Gönül Çalab'ın tahtı

Çalabgönüle bahtı

İki cihan bedbahtı

Kim gönül yıkar ise

Gönül yıkan iki cihanda da bedbaht olur¸ çünkü gönül Allah'ın tecelligâhıdır¸ tahtıdır. Bu yüzden mukaddestir. O halde Yûnus "Bir kez gönül yıktın ise/Bu kıldığın namaz değil" demekte haksız değildir.

Yûnus Emre¸ inancının gereği olarak gönlü kabalıktan¸ hoyratlıktan kurtarmaya ve korumaya çalışırken¸ aynı zamanda millî birliğe de hizmet eder. Zira yaşadığı devrin kardeş kavgalarına kadar varan taht mücadelelilerine sahne olduğu malumdur. Yûnus'un sesi ise ellerden silahı attıracak ve gönülleri birleştirip kaynaştıracak bir feryattı. Anadolu'daki parçalanmışlık Yûnus'un nefesiyle birlik neşesine erecekti. Anadolu birliğinin fikir ve his planında kurulması Yûnus ve çağdaşı büyüklerin eseridir. Yine o "Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz" diyerek birliğe¸ beraberliğe çağırır insanları¸ çünkü birlikten kuvvet doğacaktır.

Yûnus¸ paramparça bir yurdun birlik ve beraberliğini fikir ve his sahasında sağlamlaştırırken¸ kendini¸ nefsini aradan çekmiştir. İlâhî aşkla incelen ve âdeta kaybolan fani varlığının hiçbir önemi yoktur. Taş atana¸ gülle karşılık verir Yûnus. Vurmaya kastedenin düşüp ayağını bile öper:

Kim bize taş atar ise güller nisâr olsun ona

Vurmaklığa kastedenin düşem öpem ayağına

Yûnus'un hiç mi düşmanı yoktur? Sevgiyle mi dolu bütün yüreği? Hayır¸ onun da bir düşmanı vardır. Bu¸ kindir. Düşmanlığa düşmanlık eder ve kine kin bağlar Yûnus.

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize

Bu¸ birlikte bir olmaya çağırış¸ Anadolu semalarında yankılanmış; Haçlı seferlerinin¸ isyanların¸ Moğol istilasının ve kaybolan devlet otoritesinin yaralarını sarmıştır. Böylece Yûnus¸ bir yandan gönüllere imanlı sesiyle şifa sunarken bir yandan da ülkeyi bütünleştiren manevî bir mimar olmuştur.

Kaynaklar:

Resimli Türk Edebiyatı¸ Nihad Sami Banarlı.

Türk Edebiyatı¸ Ahmet Kabaklı.

Milli Kültür Dergisi¸ Yûnus Emre Özel Sayısı¸ s. 80¸ 1991.

 

BELGESEL